Hani soğuk bir mart öğleden sonrasında 13.30 başlangıçlı Başakşehir-Antalya maçı olur ya… İşte tam o hesap. Erken gelen gol sonrası “Topçular” bütün mühimmatı kale önüne yığdı. 5’li, 6’lı, 8’li sete oturdular. Top tabii Paris’te kalacaktı. Çünkü Arsenal, ilk yarı özelinde üstünlüğünü “yaptıklarıyla değil, yaptırmadıklarıyla” sağlayacaktı.
‘SENİ DURDURACAĞIM’ DEDİ AMA…
Yüzde 75’e 25 topu rakibe bırakmanın anlamı “Seni durduracağım”dır. Nitekim, 45 artıda kalecinin kucağına bir Ruiz şutu dışında, aynı oyuncunun 43’teki kafa vuruşu… Kalanı detay, gerisi kolay oldu Arsenal için. 15 rakip ceza sahasında topla buluşmanın hiçbiri mi heyecanlandırıcı pozisyon üretmez mi? Üretmez! Kuşkusuz maçın sonu o şekliyle gelemezdi. PSG, ikinci yarıya da baskılı başladı. Arsenal ilk 45’teki kadar sert setlerle savunmadı. Biraz savunmayı öne kurdu. PSG, oyunun penaltıya kadar net hakimiydi. Kanatlar daha efektif kullanılmaktaydı. Net bir penaltıyla maç beraberliğe gelirken momentum 6’dan beri aynı yerdeydi.
1-1 sonrası top oynamayı aklına getiren Topçular önünde 77’de Kvara soldan derin bir top ile direğe nişanladı. Aslında maçın da özet görüntüsü buydu; Premier Lig şampiyonu öne çıkarsa başta Kvara olmak üzere başı derde girer! 85’te de aynı pozisyona Barcola girdi, kaleci kurtardı (90 artı 6’da da auta attı). 89’da da Due’nin getirdiği topu Vitinha üst ağlara nişanladı. İki uzatma devresinde resim farklı olmadı. PSG, orayı da üstün bitirdi. İş sonunda RUS RULETİNE yani penaltılara kaldı. Ya futbolun (varsa) adaleti tecil edecekti, ya da yapan değil yaptırmayan kupayı alacaktı. Yaptırmayan kazanamadı, adalet tecelli etti. Bize ise hayatımızın en az 120 dakikasının etkin pişmanlığı kaldı!
